Malezya Ama Neden İRan Değil8?)

Haberler Trackbackler (2) Yorum ekle   

Malezya tartışmasının odağından, küreselleşme-ulus devlet çatışması var. Ilımlı İslam kavramı, bu tartışmanın olsa olsa kozmetik bir detayı olabilir…

Bundan yaklaşık dokuz ay önce, bir fikir platformu olan Yarının Türkiye Hareketi’nin e-grubunda, Türkiye’nin yaşamakta olduğu süreç ve bu sürecin sonunda Malezya modeli bir ülke olup olmama ihtimali üzerinde tartışmıştık. Tabii, bu tartışmanın içeriği geçtiğimiz ay medyamızda patlak veren “Türkiye, Malezya mı olacak, şeriat mı gelecek?” tartışmalarından epey farklıydı. O günlerde ben bu sürecin, ekopolitik ve küreselleşme ekseninden okunması gerektiğini savunmuştum. Küreselleşmeye dair genel bir tezden yola çıkmıştım: Küreselleşme bugün ulus devlet yapıları ve ülkelerdeki ulus bilinci ile çatışma halindedir. Küreselleşme açısından ideal toplum yapısı, ana ortak güdüleri tüketmek olan ‘homoeconomicus’ bireylerden oluşmalıdır. Bu yapı açısından belirli bir toplum veya ulus; ırk, inanç veya farklı bir unsurla kendi içinde ne kadar parçalanmış olursa o kadar iyidir. Bu parçalanmışlık elbette insanların birbirlerinin boğazını sıkması anlamına gelmiyor. Hatta tercihen sıkmasınlar ki tüketebilsinler. Bu modelin komplo teorisi ile hiçbir alakası yok, son derece rasyonel bir zemine sahip. İşte, “Bugün Türkiye neden Malezya modeli ile ilişkilendiriliyor da, İran modeline atıf yapılmıyor?” sorusunun yanıtına bu tezden hareketle ulaşılabilir.

Bu noktadan bakıldığında Malezya, küreselleşme açısından Müslüman ülkelere örnek gösterilebilecek bir toplum. Malezya, küreselleşmeye her anlamda eklemlenmiş bir ülke. Kendi içinde, Malay, Çin ve Hindistan gibi etnik kimliklerle; Müslüman Budist, Hıristiyan olarak da dini kimliklerle parçalanmış durumda. Bu arada bu ayki Tempo Dergisi’nde yazıyor: “Ülkenin bağımsızlık günü, bütün etnik gruplar tarafından coşkuyla kutlanıyor. Başı bağlı bir Malay ile kapı komşusu bir Çinli ayı çığlığı atıyor: Merdekaaa (Özgürlük)”

Bu kozmetik çığlıklar Türk medyasında zihin yanılsamasına yol açsa da; ülkedeki bölünmüşlüğü saklamaya yetmiyor. Bu noktada, Malezya’nın birçok açıdan başarılı bir küreselleşme modeli olduğunu teslim ederek devam edelim. Satın alma gücü paritesine göre Malezya’nın kişi başı gelir 12,800 dolar; Türkiye’de ise 9,100 dolar düzeyinde. Malezya’nın toplam ihracatında ileri teknoloji ürünlerinin payı yüzde 25 dolayında, Türkiye’nin ise bu oran yüzde 10’larda geziyor. Yine Malezya önümüzdeki günlerde uzaya astronot göndermeye hazırlanıyor. Üstüne üstlük dünyaya nispet, Fetva Komitesi eliyle gündelik yaşamda İslami kuralların uygulanmasını zorluyor. İşin garibi kimsenin aklına, liberal batı bloğu İran’a gösterdiği tepkiyi neden Malezya’ya göstermiyor sorusu gelmiyor. Oysa bu sorunun yanıtı çok basit… İran, bir ulus devlet ve ulusal politikası ne ekonomik ne de siyasi anlamda batıya eklemlenmemek doğrultusunda… Malezya yönetimi ise, İslami uygulamalar ile halkın beklentilerini bir ölçüde karşılarken ekopolitik anlamda batının dümen suyundan gidiyor. Gerek üretim gerekse tüketim anlamında batı bloğu ile tam bir entegrasyon halinde. Artık çok kimlikli mevcut yapısı nedeniyle katastrofik bir kırılma olmadığı takdirde bu yapının kırılması pek mümkün görünmüyor.

İran ise, kişi başına satın alma gücü 8,700 dolarlarda gezinen, uluslar arası politikada önemli bir siklet merkezi haline gelen bir ülke. Elbette, İran’ın zenginliği büyük ölçüde petrol gelirlerine dayanıyor ve satın alma gücü Malezya’nın çok altında. Diğer bir deyişle Malezyalılar gibi tüketemiyorlar ama dünya siyasetinde cakası yerinde. “Malezya gibi bir ülkede mi yaşamak isterseniz, İran gibi bir ülkede mi?” o kişisel tercihlerinizle alakalı. Bu yazının amacı ise, tartışmanın özünde Ilımlı İslam meselesinin yatmadığını ortaya koymak ve asıl konunun küreselleşme ile ulus devlet modellerinin çatışmasından doğduğunu işaret etmek. Umarım bundan bir 20 yıl sonra yabancı basında şu ifadeleri okumayız: “Türkiye’de insanların yüzde 60’ı şeriatçı. Geri kalanı laik… Ama Cumhuriyet’in yıldönümünde laiklerle Müslümanlar aynı çığlığı atıyor: ‘Yaşasın Cumhuriyet’”

Malezya çAğDaşLıKtan UzaklaşıYor

Aşk Trackbackler (0) Yorum ekle   
Malezya çağdaşlıktan uzaklaşıyor



İslâmi mahkemelerin giderek daha fazla iddiâlı olmaya başlaması, Müslüman olmayan nüfusun haklarını ihlâl etmekle beraber refah içindeki bir ülkenin sosyal intizamını tehdit ediyor. Sadanand Dhume'nin yorumu:

| Bild: Kuzey Malezya'nın Kuala Kangsar şehrinde bulunan tarihi Ubadiye Camii; Fotoğraf: GNU Free Documentary License
Kuzey Malezya'nın Kuala Kangsar şehrinde bulunan tarihi Ubadiye Camii
|
İslâm dünyasından gelen kötü haberler yoğunluğu arasında bir nebze olsun iyimserlik arayanlar genelde Malezya'ya işaret ederler. Malezya, işleyen demokrasisi, sağlam ekonomisi ile ve ülkedeki en önemli üç etnik grup olan Malaylar, Çinliler ve Hindular arasındaki kayda değer barış ve uzlaşma ortamıyla övünüyor.

Malezya ekonomik dinamizminin ve toplumsal uzlaşısının kendisine getirdiği şanı hak edene kadar çok sayıda önemli adım attı. Ancak aşırı İslamcı otoritenin bazı fevri icraatları Malezya modeli dahilindeki çelişkileri açıkça ortaya koyarak, ülkenin 2020 yılına dek gelişmiş ülkeler seviyesine gelebilmesi hedefinin ne kadar gerçekçi olduğu konusunda bazı soru işaretlerinin oluşmasına yol açıyor.

Küreselleşen ve rekabetin giderek arttığı bir dünyada, Malezya, toplumsal yapısını modernleştirmeden, ekonomisini modernleştirebileceği beklentisi içinde olmamalı. Pratikte bu şu anlama geliyor: Vicdan hürriyeti ve bilgi edinme özgürlüğü gibi evrensel değerleri ortodoks İslâm'ın sıkı emir ve şartlarına tercih edebilmek.

Ortaçağa ait düşünce yapısı ile çağdaş düşünce yapısı arasında devam eden çatışmaya en son örnek Müslüman bir anne baba tarafından dünyaya getirilen ama Hindu bir büyükanne tarafından yetiştirilen 29 yaşındaki Revathi Masoosai ile ilgili. Malezya'daki dini yetkililer geçen ay Revathi'yi zorla Hindu eşi Suresh Veerappan'dan ayırdı ve 15 aylık kızını da Revathi'nin annesine teslim ettiler.

Malezya yasalarına göre Müslüman ebeveynler tarafından dünyaya getirilen bir kimse doğrudan Müslüman olarak kayıtlara geçiyor. Bir başka dine geçmek ise yasak. (Müslüman olmayan kimselerin İslam ile kucaklaşmasını engelleyen böyle bir kural yok). Müslümanlar şeriat yasalarının himâyesinde oldukları için, Müslüman olmayanların laik mahkemelerde temyize gitme imkânları da yok.

Öfkeli dindarları kızdırma endişesi

Revathi davası zincirin son halkası; daha önce de benzer olaylar yaşandı. İslâmi otorite 2005 yılında ünlü dağcı M. Moorthy'nin ölümünden önce İslâm'ı kabûl ettiğini öne sürerken, eşi, Moorthy'nin dini vecibelerini yerine getiren bir Hindu olarak öldüğünü söylüyor. Eşinin tüm protestolarına rağmen, Moorthy'nin naaşı ailesinden alınarak İslâmi bir cenaze töreninin ardından defnedildi.

| Bild: Malezya'nın Petronas ikiz kuleleri; Fotoğraf: AP
Malezya'nın Petronas ikiz kuleleri
|
Bir başka tuhaf davada ise kırk yaşlarındaki bilgisayar satıcısı Lina Joy yaklaşık 10 yılını İslâm dininden Hristiyanlığa geçişini resmi olarak kabul ettirmeye çalışmakla geçirdi.

Son aylarda Hindular bir dizi tapınağın yıkılmasını protesto etmek için sokaklara döküldü. Yıkımı yapılanlar arasında 19. yüzyıla ait en az iki tapınak bulunuyordu. Bu yıkımların her birine başbakan Abdullah Badawi liderliğindeki hükümet de destek çıktı, çünkü aşırı dincileri kızdırmaktan korkuyordu. Aynı hükümet dışarıya karşı 'Medeni İslâm' adı altındaki hoşgörülü inanç yaklaşımını savunuyor.

Sorunun özü aslında Malezya'nın modernleşme ile olan istikrarsız ilişkisinde yatıyor. Adalet önünde eşitlik ilkesinin geçerli olduğu ve titiz bir meritokrasi ile yönetilen komşu Singapur'un aksine Malezya'nın refah arayışının arka planında hep, giderek derinleşen bir "islamileşme" ve yasayla Müslüman sayılan Malaylara yönelik özel yardımlar vardı.

Malezya'nın iki yüzü var: Birincisi ahlâk zabıtası ve din aleyhine işlenen suçlarla ilgili yasaların geçerli olduğu bir Malezya, ikincisi ise parıltılı gökdelenleri ve yüksek hızlı havalimanı trenleriyle modern Malezya. Birinci Malezya, ikinci Malezya'yı kısa bir süre öncesine kadar pek olumsuz etkilemiyordu.

Ama Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan ve Vietnam'ın yükselişi ya da ülkede düşük ücretli üretimden bilgi kaynaklı işlere yükselme talepleri, Malezya modelinin ayakta kalabilmesine olan güvene sekte vurdu.

Malezya'da yaşayan insanların yaratıcılığının önündeki engellerin kaldırılması için ülkede öncelikle bilgi edinme özgürlüğüne ihtiyaç var. Ayrıca ülkede Malaylar dışında yaşayan etnik azınlığın en zeki temsilcilerinin yurtdışına akışını önleyecek, yabancı yetenek ve yatırımların da ülkeye gelmesini sağlayacak bir hoşgörü ortamının teşvik edlimesi gerekmektedir.

Ancak bunların gerçekleşebilmesi, birbirine bağımlı iki tartışmalı meselenin yeniden ele alınmasına bağlı: Bu meseleler, etnik ve dini gruplara yönelik imtiyaz ve öncelikler meseleleridir.

Malay nüfusa yönelik imtiyazlar

Kuala Lumpur'da 1969'da refah içindeki Çin azınlık ile etnik Malaylar arasında yaşanan çatışmaların ardından, Malayların ülkenin milli hasılasına olan katkılarını arttırmak için bir hükümet programı başlatıldı. Hükümet ihalelerinde yoğun bir çabayla Malay işadamları tercih edildi. Yurtdışında eğitim için verilen hükümet burslarında ise Malaylara yönelik adeta bir sanal tekel oluşturuldu.

| Bild: Sadanand Dhume; Fotoğraf: www.asiasociety.org
Sadanand Dhume
|
Böylece Malayların da eşit biçimde rekabete katılmaları yerine, Malezya'da, devletin âlicenaplığına bağımlı bir kapitalist akranlar sınıfı oluşturuldu. Malaylar da bu özel imtiyazları kendilerine doğuştan verilmiş bir hak olarak gördüler.

Bu üstünlük öğretisi ise genelde dini hoşgörüsüzlüğe yol açıyor. Az da olsa bir umut ışığı var: Avukat Malik İmtiaz Sarwar veya akademisyen Farish Noor gibi liberal fikirli Müslümanlar, Müslüman olmayanlarla birlikte bir dizi web günlüğünde bu gidişatı eleştiriyor.

Ancak buna rağmen bu sorunlar daha kötü bir zamanda başgösteremezdi. Malezya'nın geleneksel olarak güçlü olduğu düşük maliyetli elektronik eşya üretimi alanında ekonomileri giderek gelişen Çin ve Vietnam adeta meydan okuyorlar.

Malezya hükümeti, teknoloji altyapısı için büyük yatırımlar yaptı. Ancak bilimsel yeteneklerle ilgili yoğun rekabete ve bazı ırk yasalarının gevşetilmesine rağmen, Malezya Hint ve Çin kökenli mühendislere çekici koşullar sunmak ve sözleşme altına alabilmek konusunda başarılı olamıyor. Bu arada başta Malay olmayanlar olmak üzere ülkenin en aydın öğrencilerinin bir çoğu Avusturalya, Amerika Birleşik Devletleri ve Singapur'a göç ediyor, çünkü buralarda vicdan hürriyetine sahip ve yasalar önünde eşitler.

Bu açıdan Malezya için Revathi Massosai'nin kaderinin etkisi büyük olacaktır. Massosai hakkında verilecek karar Malezya'nın küresel ortayol dahilinde, refah içinde ve çoğulcu bir ticari ekonomi mi yoksa modernleşme yolundaki tutarsız çabaları tamamen bir fiyaskoya dönüşecek bir ülke mi olacağını gösterecektir.

AşK SöZleri

Haberler Trackbackler (1) Yorum ekle   

 

Ask karsindakini bulunmaz Hint kumasi sanmanla hiyarin teki oldugunu anlaman arasinda geçen zamandir.....

Meleklerin saçlari salkim salkim, havada dondurmadan kaleler ve her yerde kustüyü vadiler. Bulutlara öyle baktim. Ama simdi yalnica günesin önünü kesiyorlar, yagmur ve karla kapliyorlar her yeri. Çok sey var yapabilecegim, bulutlar çikmasalar yoluma...

Ask gözlerde baslar, dudaklara iner, kalbi fetheder, tekrar gözlere çikar, yas olup iner

Ask bir güle benzer; çiçek kisminda askin sonsuzlugunu yasarsin, diken kisminda ise sonsuz acilari tadarsin...

Yarinlardan umit etme! Bugunlerde yarinlarin umitleri degilmiydi.

Giden dolu dolmuşlarin, otobuslerin ve erkeklerin arkasindan aglanmaz; cunku biri gider, biri gelir.. (Ama Giden hep kovalanir)

Hissettigin hisleri hissettigini hissettigin an hissettigin his ASKTIR...

Ask kalbimizin saygisiz misafiridir ; bize sormadan gelir , bize sormadan gider.

Bir deliye, aşk nedir diye sormuşlar;"Ben niye deli oldum?" demiş..

Eger birini seversen serbest birak. Donerse senindir, donmezse zaten hich senin olmamiştir.

Insanlar baslarina gelenler için hep içinde bulunduklari durumu suçlarlar. Ben durumlara inanmam. Bu dünyada basarili olan insanlar istedikleri durumlari arayan ve bulamadiklari zaman onlari yaratanlardir.

Baska insanlarin hayatlarini aydinlatanlar kendileri de bu isiktan uzak duramazlar.

Insan nereye yelken açtigini bilmedikçe hiçbir rüzgar dogru rüzgar degildir..

Dogru zamanda söylenmis bir özdeyis, acikmis olana ekmek vermek gibidir.

Birgun hep dişariya baktigin camdan degil, hep dişariya baktigin cama bak...

Aşk bir turşu suyuna benzer. Icmeyenin agzini sulandirir, icenin midesini bulandirir..

Aşk onun her fiskesinde, birkez daha kanlar icinde uzun uzun can cekişmektir.

Gerçek dostlar yildizlara benzerler , karanlik çökünce ilk onlar gözükürler.

Gerçek dostluklarda yaratilislari bayagi olanlarin hiç bir zaman göremeyecegi bir seviye vardir.

Aşk azaplarin en eşsizi sevinclerin en derinidir.

Elde ettiklerimizle geçinebiliriz ama ancak verici olursak anlamli bir hayat sürdürebiliriz..

Insanlar baslarina gelenler için hep içinde bulunduklari durumu suçlarlar. Ben durumlara inanmam. Bu dünyada basarili olan insanlar istedikleri durumlari arayan ve bulamadiklari zaman onlari yaratanlardir.

Baska insanlarin hayatlarini aydinlatanlar kendileri de bu isiktan uzak duramazlar.

Insan nereye yelken açtigini bilmedikçe hiçbir rüzgar dogru rüzgar degildir..

Dogru zamanda söylenmis bir özdeyis, acikmis olana ekmek vermek gibidir.

Bir kapi kapandiginda digeri açilir; ama biz genellikle kapanan kapiya öyle uzun süre pismanlikla bakariz ki, hangi kapinin açildigini fark edemeyiz.

Beklenen gün gelecekse çekilen çile kutsaldir.

Dehanin onda biri hayal gücü , onda dokuzu terdir.

Insani az bilmek kadar kuskulandiran hiç bir sey yoktur.

Insan, hayatinin dörtte üçünü yapamayacagi seyleri istemekle geçirir.

Sürekli olarak kendini yönetebilmek, insanin sahip olabilecegi en degerli yeteneklerden birisidir.

Aptal , susarak kazandiklarini konusarak kaybedendir.

Eger kendinizi disipline edemezseniz , baskalari tarafindan disipline edilirsiniz.

Is yasaminda tatminsizlik , gelisme ve büyüme için sarttir.

Ne tarafa gidersen git , gittigin yol rüzgara karsi ve yokustur.

Basarinin sirri detayda gizlidir.

Açikca nefret etmek , asil düsüncesini gizlemekten daha soylu bir davranistir.

Affetmek zaferin zekatidir.

Akilli konusur , çünkü onun söylemek istedikleri vardir. Aptal konusur , çünkü kendisinin bir seyler söylemek zorunda oldugunu sanir

Basa gelen cehaletlerden baskalarini sorumlu tutmak cehalet alametidir.

Baskalarini ziyaret ve onlara hediye vermek kalplerin kilidini açan iki altin anahtardir.

Bazi kisiler için baskalarinin kusurlari birer hazinedir. Onlari bulmak için her türlü yola basvururlar.

Bazilari büyük dogar , bazilari büyüklügü kazanir , bazilarina da büyüklük yakistirilir.

Bilgi , insani kuskudan ; iyilik , aci çekmekten ; kararli olmak , korkudan kurtulmaktir.

Bilginin efendisi olabilmek için , çalismanin esiri olmak gerekir.

Bilgisine göre davranmayan kimse , üzerine kitap yüklenmis hayvandan baska bir sey degildir.

Bilgisizligin üç biçimi vardir ; gerekeni bilmemek , kötü bilmek , gereksiz seyi bilmek.

Ask dudaklarda kahkaha degil, gözlerdeki yastir. Maksat sevgi ugrunda ölmek degil, ugrunda ölecek sevgi bulmaktir...

Ask bir elma sekeridir. Sekeri yersin sapi kalir...

Aski reddetmek; günesin batisini görmekten üzüntü duydugun için, dogusunu izlemeden zevk almayi reddetmek gibidir....

En büyük felaketler içinde dahi ümidini kaybetme , unutmaki en yumusak ilik en sert kemigin içinden çikar.

Bir silahim olsaydi, bir silahim..Yoksullugu sakagindan, kaybetmeyi kalbinden, ve sensizligi alninin tam ortasindan vururdum.

Aşklar irmak gibidir, kiminin suyu az, kiminin çok... Kiminde ellerin islanir yalnizca kiminde ruhun yikanir boydan boya.

Hayatta üç şeyi sevdim; Seni, kalbimi, ümit etmeyi...Seni sevdim, sensin diye, Kalbimi sevdim, seni sevdi diye, Ümit etmeyi sevdim, belki seversin diye...

gözlerimi kapattığımda seni göremediğim gün seni sevmekten vazgeçmişim demektir

Mutluluk yağmurları altında şemsiyesiz kalman dileği ile.

Sen uçurumun kenarında bir çiçek olsaydın hayatım pahasına da olsa seni sulardım

rüzgara hakim olamıyorsan yelkenlerini ona göre ayarla.ve unutma ki hayat karsilatigin güçlüklerle değil gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.

Bir gün biri çıkıp ta güneşe adını buzla yazarsa bilki o seni benden daha çok seviyor

Bir tanem, iki değil üç tanem... biri sen biri ben biri belli olacak benimle evlenirsen...!

Bırakıp gittin beni seni unuttum sanma zaman alıştırmayı öğretir belki ama unutmayı ASLA!

GÖZLERİNİN DALDIĞI NOKTADA BEN VARIM, ÇÜNKÜ O AN BEN SENİ DÜŞÜNÜYORUM.

Eğer geceler seni düşündüğüm kadar uzun olsaydı asla sabah olmazdı.....

Gülmek senin için bir tutku olsun,bir gün ağlarsan o da mutluluktan olsun

Sokakta bir kız gördüm takıldı gözlerim gözlerine, Aşığım zannetti beni kendine, Halbuki ne bilsin, Benziyordu GÖZLERI GÖZLERINE

Ayrılık küçük sevgileri öldürür ama büyük sevgileri güçlendirir. Tıpkı rüzgarın mumu söndürüp yangını güçlendirdiği gibi

Bana unut dediler seni unuttum;Ama seni değil, bana seni unut diyenleri.

Dal Rüzgarı Affetmiştir, ama kırılmıştır bir kere

BIR SEYI SEVMENIN YOLU, ONUN KAYBOLABILECEGINI BILMEKTIR.

Sen dünyaya sürgün bir meleksin ve ben seni o kadar çok seveceğim ki bir daha cennetine dönemeyeceksin!

Seni seviyorum derken hiç yalan söylemedim, yalan söylerken hiç seni seviyorum demedim!!

Bin yıl ömrüm olsaydı bin yıl seni severdim,bin yıl sevseydim bin yıl daha isterdim...!

eğer bir gün sevmek istersen önce kendini sev daha sonrada istersen beni ama beni ;beni sever gibi değil kendini sever gibi sevmelisin çünkü ben seni öyle sevdim

Sevipte sevdiğine seni seviyorum diyememek ne kadar acıysa sevilipte sevildiğini bilmemek de o kadar acıdır

İnsanlar;çiçekleri severler ama koparırlar,ağaçları severler ama keserler,hayvanları severler ama avlarlar. Birisinin bana "Seni Seviyorum"demesinden çok korkuyorum!!

Aşkımı dağlara yazacaktım aşkımdan büyük dağ bulamadım...

gül çiçeğim göz bebeğim Allah’ımdan tek dileğim Allah belanı versin :)

gül çiçeğim göz bebeğim Allah’ımdan tek dileğim. seni nasıl sevdiğimi bir ben bilirim bir Allah uğrunda yar canımı severek veririm.

özlem o kadar zorki özlenen sen oluca,hayat öyle zor ki beklenen sen olunca,resimler öyle güzelki senin resmin olunca ve ölüm öylesine kolay ki senin uğruna olunca.

Gitme gel dayanamam sensiz ben yaşayamam hasretin deli eder,askını unutamam kimseye dokunamam Can Tanem.

yatağını gül yapraklarıyla rüyalarını papatyalarla üzerini sevgimle örtüp kabuslarını ben aldım ki en güzel rüyaları göresin diye.MUCK

Her sabah uyandığımda ilk düşündüğüm her akşam yatarken son düşündüğüm her düşündüğümde seni hatırladığım sevgilim seni seviyorum...

Bir yürek nelere yeterse,bir can bir canı ne kadar severse,bir damardan ne kadar çok kan geçerse,yaşam ölüme ne kadar değerse,sende benim için o kadar değerlisin...

SENİ SEVİYORUM! diyen dillere değil...Senin için AĞLAYAN Gözlere inan...

Sevmek Seni Seviyorum Demek Değil..... Seni Seviyorum Derken Titremektir..

GELDIGI ZAMAN BOSLUK DOLDURANLARDAN DEGILDE GITTIGI ZAMAN YERI DOLMAYANLARDAN OLMAK ISTERDIM

Bana hayati 2 şey sevdirir;ASK ve OZGURLUK... Aşkım için canimi bile veririm...ama özgürlüğüm için askımı da feda ederim!!

Bir gün cehennemde karşılaşırız seninle;sen kalp hırsızı olduğun için,ben tanrıyı bırakıp sana taptığım için...

çiçeklerin en güzeli gül,güllerin en güzeli sen..çiçeklerden gülü güllerden seni seviyorum

AL HANÇERİ ELİNE VUR YÜREĞİME DEFALARCA VUR AMA EN DİBİNE DOKUNMA ÇÜNKÜ ORDA SEN VARSIN son bulduğu yerde sevgiler, acılar başlar hüzünler...ne kadar çok sevmişse insan, o kadar acı çeker

Dün geçti, bugünü düşünüyorum, yarın var? mı?Genclıgıne güvenme ölenler hep ihtiyar mı?

Yalnızlık paylaşılmaz Paylaşılırsa yalnızlık olmaz...

Dün akşam yine seni düşündüm bir şey tıkandı boğazıma ağlayamadım ölümmü yoksa sensizlik mi korkuttu ayırt edemedim çünkü farkı yoktu "ÖLÜM SENSİZLİKSE SENSİZLİK ZATEN ÖLÜMDÜ"

seni hiç özlemediğim kadar özlüyorum bu aralar neden bilmiyorum ama ben sadece senle mutluyum,beraber uyansak bütün gün sarılsak bana yeter bir tanem..

karanlık gecelere doğan bir ışık gibi,öksüz kalan sevdama sıcak bir beşik gibi,gül dalına sarılmış taze sarmaşık gibi,baktığında canıma can katıyor gözlerin.Yüreğimi,seni sevmesini bildiği ve seni sevdiği için seviyorum.Sensiz olmak ne zormuş.Seni içimden söküp atmak kolay sanmıştım,meğer çok yanılmışım.

sevdamıza ayrılık acısı katma,diken gibi yüreğimi kanatma.kalmadı dermanım,bugün olmazsa yarın gel,gelişini aylar sonrasına atma canımın içi,bir tanem.

Kırmızı gül içinde varsa diken,sevdiği için göz yaşı döken,günün birinde hasretle ölen bir aşık görürsen beni hatırla bir tanem...

başını göğsüme yasladığında tek bir düşmanım vardır:geçip giden zaman

yüksek tepelerde hem kartala hem de yılana rastlanır...ama birisi oraya uçarak diğeri ise sürünerek gelmiştir...

MAVİLER GİYER DENİZ OLURUM.YEŞİLLER GİYER BAHAR OLURUM.BELİ OLMAZ BELKİ BİR GÜN BEYAZLAR GİYER SENİN OLURUM.

SEN BAZEN EN ZİFİRİ KARANLIK GECEMİN GÜNEŞİ, SEN BAZEN YAŞANACAK HAYATIN CESARET VERECEK MUTLULUK YANI, SEN BAZEN VE HER ZAMAN SEVGİMİN TEK NEDENİ...

insan sahte para yapar ama daha çok para sahte insan yapar...

Her hatırlayış evvelinde unutmayı saklar bilir misin?Ve bilir misin ben seni bir dem olsun hatırlamadım.

ÜÇ DAMLA GÖZYAŞIM;biri seni ilk gördüğüm yerde,biri seni ilk öptüğüm yerde ,diğeri ise dilim varmıyor söylemeye bana elveda dediğin yerde

yıldızlar kadar uzak gözbebeği kadar yakın derler sevgin için uzanırsın yetişemezsin yetişirsin dokunamazsın dokunursun vazgeçemezsin vazgeçersin ama unutamazsın.

sevgini taşımak değil hasretini çekmek zor gülmeyi unutmak değil yaşamak ölmek değil seni özleyipte görememek zor...

ilk aşk yar yolunda taşlanmak gibi evde kırk kazanda haşlanmak gibi koymadı hayatın hiçbir cilvesi çocuk gözlerinde yaşlanmak gibi.

biz elleri nasırlı anaların mangal yürekli babaların evlatlarıyız kitabımızda delikanlılık yazar seveni Allah’ına kadar sever gideni ahirete kadar sileriz.

sana nasıl hitap etmeliyim bilmiyorum hayatım desem hayat çok kısa gülüm desen gül soluyor sana canım demeliyim çünkü bu can sen oldukça yaşıyor.

Deniz kumsaldaki kumları zaman geçmişteki anıları siler ama hiçbir şey. Kalpteki gerçek aşkımızı silemez…

Ya adın aklımda,ya aklım adında!ya gülüşün aklımda,ya durusun karşımda!ya ben çıldırıyorum,yada çok özlüyorum!ya özlemek çok güzel,yada özlenen çok özel…

korkum sevmek değil,korkum sevipte ayrılmak.korkum kursun yemek değil,korkum kalleşçe vurulmak.korkum ölüm değil,korkum senin tarafından unutulmak?...

Bir gün ıslak sokaklar boyu dostluğu ve sevgiyi ararsan bir dağ eteğinde bir deniz kenarında gözlerinden yaş akarsa unutma dostum uzat elini bana…

Paylaşmanın asaletini bencilliğin çirkefliğine tercih edebilirmisin hayatında öyle birini sevki sen onun için ölmeyi düşünürken o senin için ölsün canım…

Senide benim gibi seven olurmu şimdi yalvarsan ne olur unutuldun bir yaz yağmuru gibi yaşla gittin gözlerimden haykırsan ne olur UNUTULDUN!...

Rüzgar dallarını eyse de sen sakın eğilme yaşamak zor gelse de sen sakın pes etme acı nedir hüzün nedir sakın bilme bu yürekten kim giderse gitsin sen sakın gitme…

Birini sevdim verem oldu,birini sevdim kanser oldu birini sevdim kamyon çarptı birini sevdim eller aldı,kafamı bozma senide severim…

Bir yol seçtim güneşi batmayacak,bir gül buldum koklayınca solmayacak,kalbim atıyor sevenime bağlı kalacak,yemin ettim kaderim böyle yaşayacak,seninle ömür boyu…

Seni bütün dünya seviyorsa bilki bende bu dünyadayım seni binlerce kişi seviyorsa bilki bende aralarındayım seni bir kişi seviyorsa bilki o benim seni hiç kimse sevmiyorsa bilki ben ölmüşüm…

ağlama gözlerine yaş değmesin…gül dudaklarından tebessüm eksilmesin…sev kalbinden yerim silinmesin…unutma sen hep kalbimdesin!...

beni dinlermisin? Bir şey söylemek istiyorum…acaba söylesem mi?Birtanesin Sen

Yalnızlık ne mavi derinlikleri olan denizlerde nede sıcak çöllerde olmaktır,yalnızlık bu şehirde seni arayıpta bulamamaktır.

Yalnızlık gecelerin,ümit bekleyenlerin,hayal çaresizlerin,yağmur sokakların,tebessüm dudakların,sen ise yalnız benimsin bir tanem.

Gözlerin nehir,kirpiklerin köprü olsun,ben tam üzerinden geçerken ipler kopsun,düştüğüm o yer dudakların olsun.

En koyu mavilikleri avucuna,en içten mutlulukları gözlerine ve en derin sevgileri kalbine usulca bırakıyorum.

Sen deli bir yağmursun ve be o deli yağmuru bekleyen bir avuç toprak.

Bir gül olmak isterdim,dalımdan koptuğum an yalnız senin için kopayım ve yalnız senin avuçlarında solayım diye.

Kül olmuş ateş yanarı?buz tutmuş su akarmı?bu gözler seni sevdi başkasına bakarmı.

Ya hiç gelmeseydin…gelişinle zuhur etmeseydin içimde ya gitmeseydin yada giderken götürseydin içimdeki seni de.

Biraz seni bilirler biraz beni ama ne bilirler,bu delinin seni deli gibi sevdiğini.

Gülü bir gün,seni her gün,gülü soluncaya kadar,seni ölünceye kadar seveceğim…

Seni her düşündüğümde cebime bir kuruş koysam şu an zengin bir insandımJ

Sen seni özleyenin özleminden habersiz özlemle özlenmektesin sen varya sen,özlemlerin içinde en çok özlenensin…

Design by N.Design Studio
Hepsi - WeblogTR - Ücretsiz Blog